'Müstahdem çağırma' zilinin üzerinde başka bir bakanın eşiyle 'yakınlaşan' bakan kim...
Cankat Turhan, yaşanmış müthiş bir hikayeyi anlatrıyor...
Cankat Turhan’dan geçmiş yıllara uzanan çarpıcı bir yakalanma hikayesi…
BİR BAKANIN MASA ÜSTÜ AŞKI
O bakan, emrinde çalışan üst düzey bürokrat bir hanımla hayli yakınlaşmıştı. İlişkileri sınırsız ve imtiyazsız gelişmekteydi ancak gelgelelim hanımefendi bir başka bakanla evliydi. Yani kabineden arkadaşının eşiyle yaşadığı ilişki bakanımızı çok zorluyordu.
CANKAT TURHAN
Eskiden de enerji bakanları vardı. Ankara o zamanlar çok küçüktü, akşamları saat 20.00’den sonra sokaklar ıpıssız olur, cadde lambalarında ışıklar yanmazdı. Enerji bakanlığı vardı ama enerji yoktu. Kızılay’da bile bir Allah’ın kuluna rastlamak neredeyse imkânsız hâle gelirdi. Kardeşin kardeşi vurduğu dönemlerdi. Korkulurdu sokaklara ve caddelere çıkmaktan. Birileri gizli gizli ışıkları “belli” dönemlerde sürekli yanan karargâhlarda darbe tezgâhlamaktaydı. Bunları sonra öğrendik ama asla unutmadık.
Ankara’da o zamandan bugüne çok şey değişti. Artık sokaklar daha temiz, daha ışıltılı, geceleri sokaklar ve caddeler daha şenlikli. Yine kardeş kanı dökülüyor ama bu kez kentlerde değil, dağlarda. Nedeni anlaşılamayan bir savaşta pisi pisine gencecik insanlar birbirini öldürmeye zorlanıyor.
Artık Ankara’da birileri darbe tezgâhlamaya kolay kolay kalkışamıyor. Kalkışanlar da şöyle ya da böyle yargı önünde hesap vermeye zorlanıyor.
Ama Türkiye’nin kalbi başkentte yıllardır, başkent olduğundan beri hiç değişmeyen bir şey var. Dedikodu. Bunu yapanların kim olduğunu az çok tahmin edersiniz. Gazeteciler ve politikacılar. Evvelden oturdukları mekânlar Ankara Palas vb. idi, şimdi Sheraton vb.
Eveeet, yukarıda tasvir ettiğim üzre, işte böyle karanlık yıllardı Ankara’da. Mülkiyeliler Birliği’nin lokali iyi geliyordu akşamcılara, ucuzdu, siyasal (mülkiye) mezunları dedikodunun belini kırıyorlardı. Mülkiyeliler genellikle dışişlerinde, maliyede, enerjide çalışırlardı.
O sıralarda mı yoksa birkaç yıl öncesinde mi ne geçen dedikodu hemen her akşamın geyiği olurdu.
Enerji bakanlığının olduğu ve enerjinin olmadığı karanlık Ankara gecelerinin bir numarasıydı o dedikodu.
O bakan, emrinde çalışan üst düzey bürokrat bir hanımla hayli yakınlaşmıştı. İlişkileri sınırsız ve imtiyazsız gelişmekteydi ancak gelgelelim hanımefendi bir başka bakanla evliydi. Yani kabineden arkadaşının eşiyle yaşadığı ilişki bakanımızı çok zorluyordu. Seviyor muydu peki? Belki, kim bilir? Ama bakanlıktaki odasında yakınlıklarını hayli ileriye götürdükleri günlerden birinde patlayıverdi skandal.
Bakan ile kabine arkadaşının eşi makam odasında, makam masasının üzerindeki aşırı yakınlıkları sırasında, kendilerinden geçtikleri esnada kilitlenmesi unutulan kapıdan içeriye giren müstahdem ve sekretere içinde bulunulan durum nasıl izah edilebilirdi? Sekreter ve müstahdem geldikleri gibi aynı hızla bin bir özürler dileyerek dışarıya çıktılar ama hanımefendi perişan olmuştu. O bakanlıkta üst düzey bürokrattı, bir bakanın eşiydi. Bu olay duyulursa ne yaparlardı.
Kendini toparlayarak alelacele odadan çıktı ve gitti bakan eşi olan bürokrat hanım. Bakan ise ellerini başının arasına alıp düşünürken sekreter ve müstahdemi yanına çağırdı. Önce dövecek, sonra sevecekti taktik olarak. Azarlayarak başladı işe:
“Neden içeriye girdiniz, kapıyı çalmadan, paldır küldür bir bakan odasına dalarak ne yapmaya çalışıyordunuz? Ayıp değil mi?”
Böyle saydırıp dökerken sekreter ağlayarak, müstahdem mahcup biçimde “Ama efendim çağırma ziliniz sürekli çalıyordu. İlk önce hemen girmedik ama o kadar çok çaldı ki mecbur kaldık.” dedi.
Bakan kulaklarına kadar kızardı. Hatasını anlamıştı. O zamanlar müstahdem ve sekreterleri çağırma zilleri vardı ve genellikle de makam masasının üzerinde olurdu o zillerin düğmeleri. Ama bakan ve diğer bakanın eşi masanın üzerinde kendilerinden geçtikleri sırada sık sık ve kuvvetli biçimde sekreter-müstahdem düğmesinin üzerinde gezindiklerini nereden bilsinler.
Olay fazla büyümeden kapatılmıştı ama müstahdem ve sekreter dostuna, onlarda dostlarına söylemişler, olay politikacıların ve gazetecilerin diline düşmüştü bir kere.
O yıl Ankara’da Mülkiyeliler Birliği’nde soğuk kış gecelerinin rakılı ziyafet sofralarının mezesi oldu bu hikaye. Çok gülündü, çok eğlenildi. Her şey o kadar çok kötüydü ki bu masa üstü aşkı insanların ruhuna çok iyi geldi adeta.
Durup dururken bu hikayeyi neden mi hatırladım ve anlattım? Şunun için efendim:
Bugün yaşadığımız her olayın bir tekrarı vardır ve aynı zamanda geçmişle bir bağlantısı. Ruhumuzun karanlık dehlizlerinde buna benzer pek çok olay vardır hatırlanan. Hatırladıklarımızı anlatmayışımızın ise bir sebebi.
O zaman bize bunları hatırlatanlara sormalısınız bunun hesabını.



Yorum gönder